Duvar Üzeri
Bazen çocukluktan ilk gençliğe adım attığımız çağlarda ne kadar bol vaktimiz olduğunu hatırlarım. Orta yaşlı olmanın hüznü bünyede etkili olmaya başladığından beri de bu hatırlama periyotları sıklaşıyor. Hayallere daldığım anlarda, 30 sene önceki o günlerin yavaş olduğu kadar keyifli olduğunu da düşünmeden geçemem. Sabah erken çıkılan eve, hava kararırken dönme serbestisinin, nasıl bir özgürlük hissi olduğunu , şimdilerde çocuklarımla mobil telefon bağlantısı kesildiğinde hissettiğim huzursuzluk anlarında anlamaktayım.
Televizyon istiklal marşı ile açılır ve kapanır. Sobalar ekim ortasında kurulur. Baba o yıl erkenden odunu, kömürü depolayabildiyse gururla gerinir. Çocuklara yılda iki mevsim giyecek alınır; eskimeden tövbe olsun, yenisini düşünen olmaz. Mahallede alamancı çocuklarından başka futbol topu olan bulunmaz. Eksik uyaran düzeyi de dokuztaş, dama, hatta üçtaş oyunlarını dünyanın en zevkli işi haline getirir. Futbol vazgeçilemez bir aktivitedir. Tatil aylarında güneş fazla yükselmeden sokağa çıkılır, gün batarken de dönülür. Okul zamanı ise evin sokağına dönerken kravat gevşetilir, ceket sırta alınır ve çanta evden girer girmez hole fırlatılacak şekilde eğreti tutulmaya başlanırdı.
Bu yaş dönemini Adapazarı ve İzmit şehirlerinde, hep de bahçeli evlerde oturarak geçirdik. Her bahçemizde de hasadı ev sahibiyle beraber yapılan bir ya da daha fazla meyve ağacımız mutlaka oldu. Toplam üç evde oturduk. Bir ev sahibimiz akşamcı, ondan sonraki hacı, nihayet sonuncusu bir laz müteahhit idi. Bu sonuncu amcanın benden 11 yaş büyük, evlenip 3 senede boşanıp baba evine dönmüş, bir çocuklu kızı Nevin e aşıktım. Sırf mutlu olsun diye 2 yaşındaki çocuğuna bakar, çocuğu kucağımdan ona verirken olan kısa tensel temastan ve inatla abla demeyip “sen” diye hitap ettiğim Nevin’in kokusunu içime çekmekten mutluluk duyardım.
Bahçeli evde oturuyor olmak, kanı damarlarında hızla dolaşmaya başlamış ergene ruh verir. Giriş katında oturmak ise bambaşka bir keyiftir. Evin dışarı açılan her penceresi ve balkonu bahçeye atlamak için zevkle kullanılır. Acilen futbol oynamaya çağırıldığınızda da balkondan önce Raf marka bez ayakkabılarınızı atarsınız, arkadan kendiniz aşağı atlarsınız. Bahçe duvarı üzerinden bir elinizi eksen yaparak, diğer elde bağcıklarından tutulmuş pabuçlarla iki ayağınızı aşırarak atlar ve kaldırım üzerinde ayakkabılarınızı giyerek bağlarsınız ve top sahası adını verdiğiniz arsaya doğru topuklarsınız. Yaz günleri en az iki maç yapılır. Acıkılır. Anne camdan ne uzatırsa o yenir. Cami şadırvanlarından su içilir; cami hocasının kuran kursunu aksatmamanız gerektiğine dair sözleri efendice dinlenir. Okul zamanı ise, okuldan gelir gelmez takım kurulup maç yapılır, sonrasında mahallenin duvar üzerlerinde takılarak vakit geçirilir. Haftalık günüyse Elvan yahut Ankara gazozu yudumlanır. Diğer günlerde komşu bahçedeki musluktan veya etrafı sulayan bir komşunun hortumundan kana kana su içilir.
Duvar üzerleri sosyalleşmenin simgesidir. Kimin, hangi evin duvarı üzerinde takılacağı az çok bellidir. Gruplar zaman zaman dağılıp bir kaç küçük değişiklik ile duvarlarına dönerler.. Akşamın inmeye başladığı saatlerde samimi arkadaşlar daha birbirlerine sokulur, gelen geçen hakkında yorum yapmaya başlarlar. Güzel kızlara mutlaka bakılır. Diğer mahallelerden gelen çocuklar göz süzerek tehdit edilir. Fazla güçlü gözüküyorlarsa bulaşılmaz. Akşamın indiği saatlerde çalışan abla ve ağabeyler ile babalar dönmeye başlar. Bu sırada annenizden ilk uyarı gelir. Camdan bağırarak eve gelmenizi söyler. Tamam deseniz de önce bir mont ya da kazak atmasını istersiniz. Az daha bekleyesiniz vardır. Konuşmalar derinleşir. Mahalle aşkları, Hollanda’dan gelen dergiler, okuldaki memeleri erkenden büyüyen kızlar konuşulur.
Bazen duvarda takılanlardan birinin ilgilendiği kız sokaktan geçer. Duvar önüne geldiğinde durup iki laf ederse aşıklısı havalara zıplar. Duvar üzerinde sinyali alan tüy bıyıklı ergen, ertesi gün mutlaka evden erken çıkacak ve o kız ile yolda tesadüfen karşılaşmış gibi yaparak yanında okula kadar yürümeye çalışacaktır. Nasip kısmet.
İşten eve gelen babalar ciddi ve yorgun görünüşlüdür. Çoğunda o zamanın modası reglan kollu pardesüler, bazılarında fötr şapka, nadiren de ellerinde baston şemsiyeler vardır. Tam bu saatlerde başı arkadan bağlı teyzeler akşam yemeği öncesi son alışverişlerini yaparlar. Emaye tabaklarla bakkaldan yarım kilo tepsi yoğurdu alıp gelmenin, tenekeden tahta kaşıkla alınarak yağlı kağıt üzerine konup tartılan açık Vita yağı kullanmanın normal olduğu zamanlardır.
Fazla zaman geçmeden sokak lambaları yanar. Koyu yeşil ya da siyah direğin ucunda kıvrık bir bölüm, bitiminde de yuvarlak, ayna adı verilen, içi beyaza boyalı dairevi kısım ve onun da ortasında ampul. Sokak lambası denince titrek 100 mumluk ampuller akla gelmeli; şimdiki gibi aydınlık sokaklar nerede. Sokakta gölgeler uzarken anneden ikinci uyarıyı alırsınız. Babanızın gelme vaktinin yaklaştığı, eve gelip el ayak yıkama zamanının gelip geçtiği nazik ama otoriter bir sesle hatırlatılır. Kasım ayıdır ve iyice üşümüş haldesinizdir. Başkasının duvar üzerindeyseniz sokağa, kendi bahçe duvarınızdaysanız bahçe içine doğru atlanır. Bahçede ana girişe doğru koşulur ve kapıya çıkılan 7-8 basamaklık merdiven tek adımda atlanarak çıkılır. Mutlanılır. Eve girer girmez ayakkabılar antrede ayak hareketi ile ayakkabılığa doğru fırlatılır. Yanan soba ve yemek kokusu bedeni sarmalar. Eller yıkandıktan sonra başınızın altına bir kırlent koyarak, babayı beklemek üzere, divanın üzerine uzanırsınız. Duvar üzerinden yanınızda getirdiğiniz hayaller orada da devam eder. Ertesi güne dair, okula dair, nevine dair. Zil çalar. Yerinizden fırlayıp masaya doğru seğirtirsiniz. Çorba ne acaba diye düşünüp gülümseyerek. Masaya oturulur. Anne mutfaktan çorba tenceresiyle gelmektedir. O sırada yatsı ezanı okunmaya başlar. Anne can-ı gönülden bir azizallah! çeker. Basit hayat çok güzeldir.

3 Comments:
Hello, Dr Yagci! I just thought I'd drop through and say hello. I correspond with your son, Tayfur and I must say, I think he's a fine youg man! I'm not muslim, but the peace of Allah be on your household.
Hi, Tom! I am very happy about your comment. Thanks for your nice wishes.
o dönemlerime en çok keyif katan şey tommix, texas kitaplarıydı.o yıllar bana bunları da hatırlattı.paylaşmak adına işte.fadimegül.
Post a Comment
<< Home