Öğrenim hayatıma İstanbul’un Fatih semtindeki Yavuz Selim İlkokulu’nda başladım. Çevredeki ilkokullardan daha büyük, kalabalık sınıfları, devasa koridorları olan bir binaydı. Yarı bodrum kat da dahil olmak üzere beş katlıydı ve sınıfınız büyüdükçe üst katlara terfi ederdiniz. Müdür ve öğretmenler odası bu tertibe uymazdı ve giriş katındaydı. Dışarıdaki Atatürk heykelinden başka giriş katındaki salonda da bir büst vardı. Elbette ki yağmurlu havaların ant içme törenlerinin kolay yapılabilmesi için. Ben, 1/ F sınıfındaydım. Sınıf sayısı o derece fazlaydı ki, yan sokaktan bir arkadaşım 1/J sınıfına devam ediyordu.
Okulun önünde Aksaray semtine giden dolmuşların kalktığı, aynı zamanda İETT otobüslerinin durağı da bulunan genişçe bir alan vardı. Otobüslerin ilgimi çekmesi bu sıralardadır. Sakin ilkyaz günlerinde aralık duran sınıf penceremizden dolmuşa son müşteriyi çağıran durak kahyasının sesi ve otobüs homurtuları gelirdi. 1969 senesiydi; okullarda ve fabrikalarda ilk boykot ve işgaller bu sıralarda oluyordu. Babam TİP mensuplarına kızıyordu. Amerikalılar uzaya çıkmıştı. Patates baskısından az daha hallice gazetelerimizde Apollo uzay aracının fırlatılma sahneleri ve beyaz miğferli toplum polislerinin adam coplama manzaraları vardı. Tipo baskı tekniği ile klişe den resim basılırdı ve şanslı gününüzde fotoğrafın içeriğini anlayabilirdiniz.
Öğlenciydim. Okula biraz erken gelir, okul bahçesinin parmaklıkları arasından gelip giden otobüsleri seyrederdim.. Ve tabii dolmuş yapan kocaman pleymouth ve chevrolet leri...Bizim semte 90 numaralı Draman-Eminönü otobüsü gelirdi. Bu hatta İETT, Bussing marka yerden çok yüksek, köşeleri belirgin, altında yatay bir motor olan, gürültülü otobüsler çalıştırırdı. Yine aynı markanın 1950 senelerinden kalma, arkası yuvarlak ve camları küçük eski tip otobüsleri vardı. Yuvarlak farları ve kırışık yüz ifadeleri ile komik araçlardı. Sultan selim yokuşunu hırıldayarak çıkarlar, hararet yaptıkları zaman şoför inerek arkadaki motor kapağını yarı açık hale getirirdi.
86 numaralı Edirnekapı-Eminönü hattında troleybüsler çalışırdı. Yuvarlak hatları, geniş kapıları, yukarıdaki elektrik hattından güç almaya yarayan kolları ve karşıdan bakıldığında nazikçe gülümseyen cehreleri ile yarı bilge havasındaydılar. 1983 senesinde yeni MAN ların gelmesiyle ve İkarus ların arttırılmasıyla seferden kaldırıldıklarında ağlamaklı olmuştum. Havai elektrik hatları söküldüğünde ise geri döneceklerine ümidim kalmamıştı. Yine yetmişli yıllar boyunca zenginlerin oturduğu semtlere çalışan Leyland otobüsler hatırımda. 1950 civarında imal edilmiş bu araçlar alçak basamakları, rahatlıkları, sessizlikleri ve sağlamlıkları ile dikkat çekerlerdi. Yarı otomatik vitesleri vardı. Yorulmadan yıllarca çalıştılar. O dönemlerde biletçiler otobüslerin değişmez elemanıydı. Tahta kutularındaki biletleri mesafeye ve kişinin özelliklerine göre verirler, otobüsü zapturapt altında tutarlardı. Öğrenci,öğretmen, er ve tam biletler vardı. TCDD’nin tren biletlerinde subaylara uyguladığı indirim belediye otobüslerinde geçerli değildi.
1972 de anne memleketimiz olan İzmir’de yaz tatilini geçirirken bir akrabamızın düğünü için Manisa’nın Akhisar ilçesine gittik. Rahmetli Ali dedemin maiyetinde.. Dar pencereleri , tavanın pencerelere yakın kısmında oval güneş pencerecikleri, bunlarda büzgülü perdeleri olan gri renkli yeşil çizgili bir otobüse bindik. Motor, şoför mahallinde, ortada kocaman bir semer gibi duruyordu. Sarsılarak çalışıyordu ve içeride mazot kokusu vardı. Yavaş ve yolcu alıp bırakarak gidiyorduk.. Bir müddet böyle gittikten sonra, sıkıldığımı anlayan muavin elimden tutarak beni şoförün yanına götürdü ve yarım saat kadar motor üzeri seyahati yaptım. Aracı kullanan, kıllı kalın kolları ve kalın bıyıkları olan adamın beylik “büyüyünce ne olacaksın” ve “baban ne iş yapar” sorularına cevap vermek dışında yolun o kısmı keyifli geçti. Akhisar zengin bir ilçeydi. Annemin amcasının BMC kamyonu vardı. Akhisar’da gördüğüm onca bisikletten, yanakları beyaz balon teker olanları en güzelleriydi. Muhtıra sonrasıydı. Birinci ordu komutanımız Faik Türün, Genelkurmay Başkanımız Memduh Tağmaç idi. Anarşistlerin çoğu içeri tıkılmış, memleket rahat nefes almıştı. Nihat Erim, Naim Talu hükümetleri sırasıyla işbaşına geliyor memleket seçimlere hazırlanıyordu. Karaoğlan umuttu.
Yine bu senede ilk 302 mercedes otobüs sefere çıktı. Otomarsan fabrikasında imal edilen bu otobüsler, süratleri, sessizlikleri ve sağlamlıkları ile 20 sene yolların kralı oldular. İlk piyasaya verilenlerde koltukların üzerinde sadece eşya koymaya yarayan metal raflar vardı. Yan camların üzerinde sürgülü havalandırma camları bulunurdu ve mutlaka yolculardan birinin hastalığı olduğundan bu camları açmak tabu gibiydi. Ne zaman bunalıp cama elinizi uzatsanız müdahale edilirdi. Eh tavandaki üç adet metal havalandırma kapağından bahsetmesek olmaz. Bunlar da çeşitli pozisyonlara getirilerek içeri giren havanın miktarı ayarlanırdı. Arka koltuklar motor gürültüsünden dolayı rahatsızlık verici olmasına rağmen, özellikle gece yolculuklarında 302 mersedes motorunun ve şanzıman sesinin müsekkin etkisi olduğu su götürmez bir gerçekti. Piyasaya çıktığından itibaren rağbet gören bu otobüsler, havalı apollo diye isimlendirilen magirusların ve karşıdan bakıldığında sükunet abidesi gibi duran güler yüzlü MAN ların tozunu attılar. Yıllar içinde dış ve iç görünüşlerinde fazla bir değişiklik olmadı. Sadece koltukların üzerindeki tavan kısmına kişiye özel havalandırma ve ışıklandırma kondu.Biraz da koltuk yapısı değişti. Arkanızdaki yolcu dizleri dayadığında kürek kemiklerinizden haber gelmesi olayı hiç değişmedi. Orta Anadolu nun en ortasındaki kasabamıza yaptığımız yolculuklarda çoğu zaman kendi ilimizin otobüs şirketlerini kullanırdık, kimi zaman da Kayseri, Malatya, Siirt, Van illerinden gelen otobüslere binerdik. Siirt petrol, Vangölü, Kayseri Kent , Ses ve Erciyes aklimda kalanlar. Uzun yoldan gelenler daha yeni, daha bakımlı olurlardı. İçeri girince burnunuza gelen koku genellikle aynı olsa da. güneydoğudan gelenlerin bazıları klimalıydı. Serinliği hissetmek hoştu. Tabii ki klima deyince ilk aklıma gelen marka sütrak-klima oluyor simdi geriye bakınca.
12 eylül silindir gibi geldi. Ailem Erzurum’da ben İstanbul’da kalıyoruz. Cerrahpaşa.. Kapıda askerler. Bitmeyen solcu sağcı muhabbetleri. Kendimize benzeyeni bulma telaşı. Konuşmalardan kişilerin politik yapısını tahmin etmeye çalışmalar. Her sene iki defa Erzurum a gidip gelme ve yollarda kimlik sorulması, askerin yol kesmesinin normal sayıldığı yıllar. Çok şükür huzur ve sükun ortamının teessüs edip Turgut Özallı yılların kapıyı çalması. Devlet büyüklerimizin her daim NATO ya CENTO ya ve uluslar arası anlaşmalara bağlı kalacaklarını bildirmeleri. İnce sesli dirayetli generalin ressam olmaya karar vermesine yıllar var. ANAP iktidara geliyor.
Özal’ın gayreti ile MAN otobüs fabrikası yeniden canlandırıldı hem belediyelere hem de şehirlerarası otobüs firmalarına satış yapmaya başladılar. Çok rahat ve çok da arıza yapan otobüslerdi. Bir furya idi gecip gittiler. MAN ların koltuk aralıkları biraz dar olmasına rağmen yolculuk rahattı ve sevgili 302 mercedes lerimizin alameti farikası olan şanzıman sesi bunlarda çok daha az gelirdi. İstanbul belediyesinde halen kullanılmaya devam eden MAN otobüsler bu dönemde alınmıştı. Şehir içinde hem hızlı hem de rahat olmalarına rağmen 1977 den beri Macaristan’dan belli zamanlarda alınmış olan İkarus’lardan daha çok bozulur, yolcu indir bindirine sebep olurlardı.
Özal’lı yıllar farklı bir dünyada olduğumuzu bize gösterdi. Milletçe cesur ve kahraman bir ırkın ahfadıydık.. Burası çok doğru.. Ama bizim dışımızda da bir dünya vardı ve farklı yaşamlar devam ediyordu. Kendi kahramanlığımız hayat standardımızı yükseltememişti. Dünyada başka milletlerin paraları ve ekonomileri de vardı ve sanırım kuralları farklı işliyordu. Kimileri devrimci, kimileri uyanık bir köylü deseler de, Özal iyi bir ezber bozucuydu. İlk bozduğu ezber döviz ve ithalat rejimi üzerineydi. 1984 te kullanılmış araç ithal edilebileceğine dair çıkartılan kanun kuvvetinde kararname ile Avrupa ülkelerinden yüzlerce ikinci el otobüs geldi. Bugün gibi hatırladığım; Vatan caddesindeki galerilerde onlarca değişik model otobüsün alıcı beklemesidir. Mercedes’in değişik modelleri en fazla görülenlerdi ve o sene okul yolumda, eski lunaparkın karşısında duran birine merakla bakarken kalın bıyıklı lacivert elbiseli bir adam yanıma gelmiş ve “çocuğum içine girip bakabilirsin” demişti. Morumsu kurşuni boyuna çizgileri olan, bütün diğer modelleri gibi güler yüzlü bir beyaz Mercedes otobüstü.. İçine girip incelemiştim.. Koltukları daha rahattı ve koltuk arkalarında plastik kaplama vardı..Kendi kendime “vay be arkadan dizlerini dayayanlara karşı önlem almış adamlar” demiştim.. Uzun Erzurum yolculuklarının kabusu arka koltuktakinin sırtıma gelen kısma dizlerini dayamasıydı.. Gezdiğim otobüsün kocaman camları vardı ve üst nihayetleri hafif bombeli ve koyu renkliydi.. Her koltuğun üzerindeki yuvarlak havalandırma delikleri ve okuma ışıkları, yıllar içinde bizim ülkemizde imal edilenlerde de standart hale gelecekti.. Aracın şoför mahalli çok daha konforluydu ve şimdi bütün modellerde olduğu gibi daha alt seviyedeydi. Aşağı indiğimde lacivertli kalın ağabey “beğendiysen hemen verek” dedi.. Gülüştük… yoluma devam ettim.. Yüzlerce güzel görünümlü hurda otobüs yollarımızda yerini aldı o dönemde.. Birçoğu kısa zamanda seferden alındı.. son örnekleri de Silivri, Kumburgaz, Selimpaşa hattında korsana çıkarak ahir ömürlerini tamamladılar.
Birkaç sene sonra Varan turizmin öncülüğü ile Setra marka otobüsler devreye girdi.. Sağlam, güzel ve estetik araçlardı.. Gerçi şanzıman sesini duymamak, ayak kokusundan ayrı kalmak 60 lı seneleri hatırlayan bizim nesli bozardı ama hakkı teslim etmek gerekir çok farklıydılar.. Yeri gelmişken Varan turizmin hizmet anlayışını, saatinde varmasını, güzel hosteslerini de hatırlamak gerekir… 1980 lerin sonlarına doğru bolu dağını aşmak halen bir saatten fazla sürüyordu ama bu zarif ve lüks araçların içinde rüya gibi geliyordu.. Bu senelerde ülkemizde imal edilen Mercedes marka otobüsler kısa süreli bir kimlik bunalımı yaşadılar.. 0302 den bozma ve estetik açıdan ürkütücü olan 0302S ler fazla tutulmadı ve hem kasa hem de motoru açısından çok değişik olan 0303 ler devreye girdi. Konforlu ve hızlıydılar, arkasından diğer modeller de modern çağa uyma çabası ile geldiler. O304 ler ve arkasından gelen 0403 ler, hem güçlü hem de pratik oluşları ile halen yaygın olarak kullanılmaya devam ediyorlar…
1991 senesinde ülkede genel seçimler yapıldı.. Turgut Özal cumhurbaşkanı olmuştu. Kravatsız, kısa kollu gömlek ve spor ceket ile resimler çektiren genç başbakan adayı Süleyman Demirel güzel bir seçim kampanyası ile tazeliğini kanıtlamış ve koalisyon falan demeden hükümet başı olmuştu.. Takip eden yıllarda kampanyada söylediklerinin tam tersini yaparak sosyal güvenlik sistemini perişan edecek ve devlet kadrolarının devlet ciddiyetine uygun şekilde yeniden düzenlenmesi için elinden geleni yapacaktı.. Tanıdık iş adamlarından oluşan aile fotoğraflarının dillendirilmesine de çok vardı… O sıralarda kimsenin aklına daha küçük yaştaki Özalı’ın öleceği ve Demirel ‘in cumhurbaşkanı olacağı gelmiyordu.. Hele hele cumhurbaşkanlığı makamındayken postmodern darbeye babalık edeceğini kimse düşünemezdi.. İki defa şapkasını alıp gitse de bir üçüncüye ortak olması kimilerine göre mümkün değildi…
Demirel li yılların son diliminin başları yani 1991-1992 senelerinde kuzey ülkelerinden demonte halde gelip Bursa’da parçaları birleştirilen iki katlı otobüsler moda oldu.. DAF ve Scania markaları ile… 75 civarında yolcu taşıyan, kocaman araçlardı bunlar.. Bütün firmalar anlaşmış gibi üst katında sigara içilir, basık ve dar alt katta sigara içmeyenler mahkum muamelesi görürdü.. Bu araçların ne ülkemiz yollarına ne de yurdumda yetişmiş sürücülerin sertliğine dayanamayacağı kısa sürede ortaya çıktı. Şimdilerde İstanbul’un dış semtlerine yolcu taşımada kullanılıyorlar… İlk günlerindeki gibi yolda kalanlar çok.. İki katlı otobüs furyası nın sonlarına doğru yine kuzey ülkelerinden Scania marka tek katlı ve cok rahat araçlar gelmeye başladı ve yine bu yıllarda Ulusoy Turizm Neoplan marka araçlarının sayısını arttırdı… Uçak hissi de veren araçlardı - ki tasarlayanlar da jetliner ismini koyarak bunu düşünmüş olmalıydılar.. 1990 li yillarda yine ithal edilen MAN lar ile ülkemizde üretilen marathon, prenses ve saphire isimlerini almış otobüsler de yaygın olarak kullanılmaktaydı… Aynı firma tarafından üretilen bu son üç model olanca rahatlıklarına rağmen Mercedes in yerini tutmaktan çok uzaktı..
Belediyelerimizin otobüs ihtiyaçları ise değişik şekillerde karşılanıyordu.. İthal malı iki katlı DAF marka otobüsler halen İstanbulun iki yakasını birleştirmekte ve uzak uydu kentlere servis yapmaktalar… Belediye atölyelerinde yenilenen körüklü ve körüksüz MAN otobüsler ile 25 seneden fazla zamandır belli aralıklarla alınan İkarus lar düşe kalka hayatlarını sürdürüyorlar.. Son yıllarda belediyeye alınan otomatik vitesli geniş Mercedesler ise gerçek birer toplu taşıma harikası.. Buraya kadar gelmişken ülkemin Halk otobüslerinden bahis geçmese olmaz… Diğer şehirleri çok iyi bilmesem de benim şehrimde son beş senedir ciddi bir yenileme çalışması yapıldı.. Uzakdoğu kökenli olan Hyundai’ ler , Ülkemizde yapılan Otokar ‘lar ile her gördüğümde gülümsemekten kendimi alamadığım Bursa yapımı Güleryüz Cobra lar en çok tercih edilenler..
1990 senesinde ilk otomobilimi aldım. Artık otobüslere fazla muhtaç olmasam da yollarda gördüğüm, bu büyük ve albenisi çok araçları takip etmekten uzak kalamadım.. Halen şehirlerarası yollarda mola vermek için durduğum yerleri, otobüslerin uğrak yeri olan tesislerden seçerim.. Rengarenk, molada yıkanmış, üzerinden suları sızan, kimileri rölantide çalışırken hafifçe sarsılan bu araçların çekiciliğine dayanamayıp ön kapıdan içlerine girdiğim ve şoför mahalli ile iç kısma bir göz attığım çoktur… Ve bir de hayatımın bir döneminde kısa süreli de olsa uzun yol şoförlüğü yapma hayalimi halen sıcak tutarım.
1979 ara secimlerinde Saraçhane Meydanı’ndaki Adalet Partisi mitingine gitmiştim.. Sonradan dokuzuncu cumhurbaşkanımız olacak olan parti liderinin otobüsle gelişi hatırımda… Platform üzerine çıkışı ve siyah fötr şapkasını “ ben bunu ne yapayım” der gibi sallayışı da… Özallı yıllarda seçim otobüsleri iyice hayatımıza yerleştiler ve otobüs aynı zamanda konuşma platformu vazifesini de görmeye başladı… Hemen her parti ve hatta büyük il ve ilçe belediye başkanlıkları birer seçim otobüsü edindi.. İlaveten midibüsten bozma seçim araçları orta boy belediye başkanlarına seçim otobüsü olarak hizmet verdiler… Seçim zamanı bu otobüslerin üzerinden meydanların nasıl göründüğünü de hep merak etmişimdir… Meydana giriş, ön camdan halkı selamlama, kibirli tebessümler, kesilen kurbanlar, elini dokunmaya çalışan insanlar, iki arada bir derede oğluna iş isteyenler ve insan kalabalığına yüksekten bakmanın büyüsü…
Otobüslerimin 35 yılına baktığımda en çok haline üzüldüklerim bu seçim otobüsleri oldu… En sevdiklerim de halen fabrika servisi yapmaya devam eden, bilmem kaçıncı milyon kilometresindeki, onurlu, ihtiyar delikanli O302 ler..